Eurostar Song Contest

SANAL ŞARKI YARIŞMASI
 
HomeHome  PortalPortal  RegisterRegister  Log inLog in  
--- 5 TEMMUZ SAAT 19:00'DA TÜM ÜLKELER İÇİN YENİ ÜLKE BAŞVURULARI BAŞLAYACAK --- ÜYELER SEÇTİKLERİ YENİ ÜLKELERLE YARIŞMAYA 51. YARIŞMA İTİBARİYLE KATILACAKLAR

Share | 
 

 Bazı Kitap Özetleri

View previous topic View next topic Go down 
AuthorMessage
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 4:04 pm

Hanımın Çiftliği, ORHAN KEMAL

Muzaffer Bey çiftlik sahibidir. Çiftlikte ev işlerine Muzaffer Bey’ in metresi ve Gülizar bakmaktadır.Muzaffer Bey’in sıska yeğeni Ramazan ise evlenmeye karar vererek şehirden Güllü isimli bir kız getirdi.Muzaffer Bey bu sırada Ankara’ ya gitmişti.Geldiğinde Muzaffer Bey bu kızı görürse ona göz dikebilirdi.Bunun için Gülizar , Bey gelmeden önce Ramazan ile Güllü’ yü evlendirip bir eve sokmalıydı.Ama Bey buna çok kızardı.Çünkü kendinden habersiz bir iş yapılmasını istemezdi.
Muzaffer Bey Ankara’ dan geldi ve Güllü’ yü gördü.Gördüğü an ona hayran kaldı.Güllü de Bey’ i çok beğenmişti.Güllü, Gülizar’ı çiftlikten attırıp çiftliğe hanım olmak istiyordu.Muzaffer Bey, eskiden köylünün ektiği ama sonradan kendisinin ekmeye başladığı toprakları kendi üzerine geçirmek istiyordu.Bunun için mahkemeye başvurmuştu bile.Bunu köylüler duyduktan sonra sinirleri iyice gerildi ve Muzaffer Bey’e düşman kesildiler.Bunların başında Habib vardı.Habib, köylüyü her zaman bu konuda kışkırtıyordu.Muzaffer Bey Güllü’ ye gözü dikti ve onunla evlenmeye karar verdi. Bu başta çiftlik olmak üzere köyde de büyük bir tedirginlikle karşılandı.Ramazan dayısına bu konuda rest çekti ve dayısı da onu çiftlikten kovdu. Gülizar da aynı tepkiyi gösterince Ramazan’ a olanların aynısı Gülizar’ ın başına da geldi.Köylüler, Güllü ile olan bu ilişkiden sonra Muzaffer Bey’ in çok ileri gittiğini anladılar. Habib köylüyü bu olaydan sonra dini de kullanarak ayaklandırdı. Bir gün Muzaffer Bey Güllü’den baba olacağı haberini alınca çok sevindi. Bunun üzerine çiftlikte çiftlik ağalarıyla birlikte bir parti verdi.O gün bir karar aldı ve Güllü’ ye söyledi.Bu karar Avrupa’ ya beraber gitmeleriydi.
Güllü doğum yapmıştı ve Avrupa’ ya gitmek için hiçbir engel kalmamıştı. Muzaffer Bey’ de Ankara’ da işleri halletmek için çiftlikten ayrıldı.Habib bunu gördü.Köylü tam ayaklanmıştı.Habib, Muzaffer Bey Ankara’dan dönerken yolu ağaç dalıyla kapatmış onun gelmesini bekliyordu.Muzaffer Bey geldi ve orada durdu.Yoldaki dalı almak için arabasından dışarı çıktığında Habib gizlenmiş bir şekilde Muzaffer Bey’ i vurdu.Ardından soluğu evde aldı.Muzaffer Bey’ in öldüğü ertesi gün anlaşılabildi.Soruşturma açıldı.İlk başta Habib ve ailesinden başladılar.Habib inkar ediyordu.Habib karda yürümüş izini belli etmiyordu.Soruşturma tamamlandı. Fakat Muzaffer Bey’ i kimin vurduğu anlaşılamamıştı.
Güllü, bir iki hafta yas tuttuktan sonra çiftliğin hanımı olmuştu.Bütün işlerle o uğraşıyordu.Bir gece Habib çiftliği yakmak için köylüyü toplayarak gitti.Güllü’ nün bebeği ağlamaya başlamıştı.Güllü bebeğini orada bırakarak kendini pencereden aşağı attı ve kaçmaya başladı.Çiftlik cayır cayır yanıyordu. Habib, Güllü’ nün peşinden koşup onu yakaladı.Onu öldürecekti.Onu öldürürse bütün topraklar köylüye kalacaktı.Güllü yalvarmaya başladı.Habib onu öldürmekten vazgeçti.
Güllü’ de hiçbir resmi kuruma şikayet etmeyeceğini söyledi.Habib oradan kaçmaya başladı.Güllü sorguya çekilmesine karşı hiçbir şey söylemedi.Fakat Habib’ in iki kardeşi ile diğer köylüler bütün suçu ona yüklediler.
Habib ise hiçbir zaman ele geçmedi.
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 4:05 pm

Sinekli Bakkal,

Abdulhamit devri İstanbul’unun kenar mahallelerinden
birisidir. Mahallenin imamının kızı Emin, aynı mahallede bakkallık eden
karagözcü ve ortaoyuncu Tevfik ile , babası istemediği halde evlenir.
Tevfik, ortaoyununda “zenne” (kadın) rolüne çıktığı için “Kız Tevfik” diye
anılmaktadır. İmam çok bağnaz bir adamdır. Onun eğitimi ile yetişmiş olan
Emine kocasıyla geçinemeyerek yine baba evine döner. Tevfik İstanbul’un ünlü bir sanatçısı olur. Bir gün oyunda karısının taklidini yaptığı için
İstanbul’dan sürülür. Emine’nin Tevfik’ten bir kızı olur, adını Rabia
koyarlar. İmam Rabia’yı da din eğitimi ile yetiştirir, hafız yapar.
Abdülhamit’in Zaptiye Nazırı Selim Paşa da Sinekli Bakkalda oturmaktadır.
Rabia, Selim Paşa ile karısı Sabiha hanım tarfından korunmaktadır.
Olağanüstü güzel bir sesi olan kıza aynı konağa gidip gelmekte olan Mevlevi
şeyhi Vehbi Dede, alaturka musiki dersi verir. Paşanın oğlu Hilmi’ye piyano
dersi vermek için konağa gelip giden İtalyan piyanist Peregrini, kızın
sesine hayran olur. Ünü bütün İstanbul’a yayılan Rabia, Kuran ve Mevlüt
okumak için cami cami dolaşmakta ve bütün kazancını imama vermektedir. Günün birinde kızın babası Tevfik sürgünden döner , Sinekli Bakkal’daki eski bakkal dükkanını yeniden açar. Rabia da dedesinden ayrılır, babasıyla
oturmaya başlar. Kızın sanatına hayran olan Vehbi Dede ve Peregrini
Tevfik’in evine gidip gelmaya başlarlar. Rabia Kuran’ı hele Mevlüt’ü o kadar üstün bir sanatla okumaktadır ki Doğu musikisinde adeta bir çığır açmıştır. Bu yıllarda Türkiye’de “Genç Türkler” Abdülhamit’in baskısını kaldırmak için gizli gizli çalışmaktadırlar. Selim Paşa’nın oğlu Hilmi de bunlardandır. Ortaoyununa “zenne” rolüne çıkan Tevfik, Hilmi’nin isteği üzerine bir gün kadın kılığına girip, Türkler’in Avrupa’dan gelen ihtilalci gazetelerini Fransız pastahanesinden alırken yakalanır. İş meydana çıkınca Hilmi ile Tevfik Şam’a ötekiler de Yemen’e ve Fizan’a sürülür. Babasının arkadaşı bir cüce ile yalnız kalan Rabia, bakkallık ve hafızlıkla geçinmektedir. Rabia’yı sevmeye başlayan Peregrini o günlerde annesinden kalan serveti alarak İstanbul’a yerleşir., Müslüman olup Osman adini alir ve Rabia’yla evlenir. Bu yıllarda imam ölür; Rabia kendi çevresinden ayrılmak istemez böylece imamdan kalan eve yerleşirler. Abdülhamit’e tam bir görev duygusuyla bağlı bulunan ve padişah aleyhinde çalışanlara türlü işkenceler ettirmekten çekinmeyen Selim Paşa, kendi oğlunu da sürdükten sonra, yavaş yavaş değişmeye başlar. Babalık ve insan duyguları uyanır, görevinden ayrılır 1908’de Meşrutiyet ilan edilince Tevfik sürgünden döner, Rabia’nın bir çocuğu olmuştur, Sinekli Bakkal’da yine eski mutlu hayat başlar.


Sinekli Bakkalın konusu kısaca,İstanbul’un Sinekli Bakkal mahallesinin Sinekli Bakkal sokağında doğup büyüyüp evlenen Rabia adlı bir hafız kızının ve çevresindekilerin hayatıdır.
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 4:06 pm

The Secret


Rhonda Byrne’nin kitabı “The Secret” yayınlandığı 2007 yılında çok büyük ilgi görmüş ve aylarca çok satan kitaplar listesinin en başında yer almıştı. Butik (MİA - OWO) Basım Yayın tarafından yayınlanan ve 216 sayfadan oluşan kitap, Can Üstünuçar tarafından Türkçe’ye çevrilmiş. Kitap, olumlu-olumsuz çok eleştirildi. Kimine göre mutluluğun, paranın, sağlığın sırrını çözüyor, kimine göre de hayal tacirliği yapıyor.
Yazar Byrne, “sır”rı anlattığını iddia ettiği bu kitabını oluşturuken amacının, dünya üzerindeki milyarlarca insanı mutlu etmek olduğunu belirtiyor. Kitabın temeli çekim yasasına dayanıyor. Çekim yasasına göre, insanın hayatına giren her şeyi, yine insanın kendisi çeker. Yani insan bir mıknatıs gibidir ve düşünceleriyle, zihninde tuttuğu imgelerle, aklından geçirdikleriyle yaşantısını yaratır ve belirler. Kitabın anlatmak istediğini kısaca “neyi düşünürseniz, onu kendinize çekersiniz” şeklinde özetleyebiliriz.
Kitabın İçindekiler:
Önsöz
Teşekkürler
Sır Ortaya Çıktı
Sır Basitleştirir
Sır Nasıl Kullanılır
Etkili Süreçler
Paranın Sırrı
İlişkilerin Sırrı
Sağlığın Sırrı
Dünyanın Sırrı
Sizin Sırrınız
Yaşamın Sırrı
Biyografiler
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 4:07 pm

Aziz İstanbul

İstanbul’u en iyi anlatan yazarların en başında herhalde Yahya Kemal Beyatlı geliyordur. Aziz İstanbul, Yahya Kemal’in 1913-1954 yılları arasındaki İstanbul ve İstanbul’un Fethi ile ilgili yazıları ile konferanslarından oluşuyor. İstanbul’un fethinin, mimarisinin, edebiyatının ve tarihinin anlatıldığı kitap, İstanbul’u merak edenler için eşi bulunmaz bir eser. Yaşadığı dönemde hiç bir kitabı yayınlanmayan Yahya Kemal’in yazıları ve şiirleri, ölümünden sonra kurulan Yahya Kemal Enstitüsü tarafından Türk okuyucularına kazandırıldı.
İçindekiler:
Türk İstanbul I
Türk İstanbul II
İstanbul Fethinin En Esaslı Eseri
Bir Bir Çalan Saatler
İstanbul Surlarında
Hisar’dan Şehitlik’e
Çamlar Altında Musahabe I
Çamlar Altında Musahabe II
Gezinti
Hilafete Yakın Bir Gün
Ezan ve Kur’an
Ezansız Semtler
Bir Rüyada Gördüğümüz Eyub
Ya Vedud!
Gezinti Tahassusleri
Yeni Bir Ufuk
Sayfiyede Payitaht
Kör Kazma
İki Rehber
Tahassusat
Hazin Musahabe
Saatler ve Manzaralar
Çağlayan Kasrı’nda Bahar
İstanbul’un İmarı
Arka Kapak:
“Türklük, beş yüz seneden beri istanbul’u ve Boğaziçi’ni bütün beşeriyetin hayaline böyle nakşetti. Mimarîsini bu şehrin her tepesine, her sahiline, her köşesine kurarken güya; “Artık bu diyar dünya durdukça Türk kalacaktır.” dediği hissedilir. Fetihten sonra istanbul’a yerleşmiş olan halkın iklimle bu imtizacını kaydettikten sonra, yeni baştan kurmuş olduğu bu şehirde yaratmış olduğu güzelliklerin en yüksek bir kıratta olduğunu söylemek lâzımdır.”
Yahya Kemal İçin İstanbul tabii güzelliğinin yanında, Türk milletinin fizyolojik olarak kazandığı mükemmeliyeti, kültür ve medeniyette vardığı seviyeyi gösteren bir şehirdir. Bu sebepten olmalı ki o, İstanbul’u çok sever; onun İçinde yaşamaktan, onu keşfetmekten büyük zevk duyar.
Türk kültür ve edebiyatında İstanbul’un manasını ilk kavrayan yazar Yahya Kemal’dir
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 4:08 pm

Büyücüler Kralı
Çok sevgili Kraliçesi Lotris’in ölümünden sonra, mumyalama ritüelini yerine getiren ve kraliçesini görkemli bir cenaze töreniyle gömen Taita, yaşadığı acı ve ıstırapla baş başa kalmak ister. Bunun için de her şeyden elini eteğini çekerek Afrika çöllerinin en uzak köşelerinden birinde yaşamaya başlar. Sonunda, büyük kaderini büyücülüğün gizemlerini incelemeye adar. Zamanla olağan üstü güçlere sahip olur ve büyücüler kralı olarak anılmaya başlar. Mısır’ı üzerine çöken kötülük bulutlarından kurtarmaya çağrıldığında, artık çektiği acı ve ızdırabın kutsal bir amacı olduğuna inanmaktadır.
Wilbur Smith
Roman
Amerikan Edebiyatı
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 4:10 pm

Depresyon

'Klinik Uygulamada Bilişsel-Davranışçı Terapi: Depresyon' adını taşıyan bu kitap bilişsel terapi alanında temel bilgilere sahip ve bu terapiyi uygulamaya çalışan profesyonellere yardımcı olmayı amaçlıyor. Kitabın içeriğini, klinisyenierin en çok karşılaştıkları rahatsızlıklardan olan depresyonun bilişsel-davramşçı tedavisi oluşturuyor. Kitap, depresyonun genel tanımı, klinik özellikleri, bilişsel-davranışçı modeli, bilişsel davranışçı terapinin depresyon tedavisinde kullanımına ilişkin kiinik çalışmalar ve ardından depresyona özgü büİşsel-davramşçı tedavi protokolünün detaylı ve uygulamaya dönük biçimde aktarılması ve uygulamayı örnekleyen terapi görüşmelerinden oluşuyor. Örnek görüşmelerin büyük, çoğunluğu gerçek hastalarla yapılan görüşmelerin kişisel detaylar değiştirilerek dönüştürülmesiyle oluşurken, bazıları da bu konudaki klasik uygulama ve görüşme örneklerinden yararlanarak hazırlanmış kurgusal metinlerdir.

Kitap, bifişscl-davramşçı terapinin depresyona İlişkin uygulamalarının zeminini oluşturan kuramsal bilgileri de içeriyor. Bu bölümde klinisyenierin depresyona ilişkin önemli ilke ve kavramlarını tekrar gözden geçirmeleri amaçlanmış.

Psikoterapi alanı ne yazık ki bilim dışı uygulamaların içine sızmasına oldukça elverişli bir alandır. Oysa bilişsel-davranışçı terapi tamamıyla deneysel bir bilim olan bilişsel psikoloji ve davranış biiimi İlkelerine dayanır. Bu temel bilgilerin üzerine kapsamlı bir psikopatoloji bilgisinin eklenmesiyle iyi bir bilişsel-davranışçı terapistin sahip olması gereken kuramsal zemin oluşur. Bütün kitap boyunca ana hedef, bilişsel-davranışçı terapinin yalın, açık, anlaşılır, bilimsel verilere dayanan bİçemîni buna uygun biçimde aktarmaya çalışmak olmuştur.
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 4:11 pm

Tom Sawyer

Hikayede Tom‘un cezadan kurtulmak için herkesi şaşkına çevirecek zeka oyunlarını ve sonunda bunlardan nasıl kurtulduğunu yazıyor. Tom hikayede kendi dünyasında (nehirlerin, ormanların, mağaraların ve adaların dünyasında) bir kahraman gibi yaşar.
Tom, Missouri’ye bağlı St. Petersburg köyündeki “haşarı” çocuklardan biridir. Pervasız, tembel, çıldırtıcı ölçüde meraklı olan bir okul çocuğu ve teyzesi Polly Teyze için tam bir baş belasıdır. Bir gün Tom, Huck, Joe herkesten gizli bir plan yapar ve adaya kaçar. Herkes onları öldü sanıp cenaze töreni yapar ama törende ortaya çıkınıca herkes oyun olduğu anlaşılınca herkes onlara karşı tavır alır. Ama Tom ve Huck bu iştende kasabada yaşayan Bayan Douglas’ı öldürmek için plan yapan haydutları ortaya çıkararak kurtulur. Daha sonra haydut Kızılderili Joe’yu hapse atarlar. Ve onun definesinin yerini tek bilenler olarak Tom ve Huck defineyi yerinden çıkarır zengin bir hayat sürerler.
Hikayedeki Kişiler :
Tom Sawyer: Haylaz ve yarmazda olan zeki bir çoçuktur.
Huckleberry Finn: Mahallenin en haylaz çocuğu olan Huck, Tom’dan eksik bir yanı olmayan mahalle çocukları haricinde kimsenin sevmediği biridir.
Polly Teyze:İyi kalpli ama çok sinirli görünen ve yaşlı bir kadındır.
Joe:İçine kapanık olan Joe kendi dünyasında korsan olmak isteyen bir çoçuk
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 4:13 pm

Bodrum Otobüsü Kızları

Tam bir Ege aşığı olan Oral Gönenç, Bodrum Otobüsü Kızları'nda yine ağırlıklı olarak Ege'yi anlatmakla birlikte, ülkemizin değişik bölgelerindeki anılarını ve gözlemlerini Bodrum Otobüsü Kızları'nda okuyucusuyla paylaşıyor.

Anlıyor musun sözlerini? Tütsülü geceler... Börek, fırında yumurta, tulum peyniri... Uçuk makyaj, kısa çizme, file çorap... 'Kefaluka' ne demek? Cennetkarıoğlu Efe... Mercimek çorbası içiyorum sıcacık... Çıplak göğüslü, blucin pantolonlu... Kitsch örneği bir çift kadın terliği... 'Kapatın gari şu ıhladanı'... İzmir Doktorası... Su ısıttığı utangaç geceleri... Çıplak vücudunu seyrederek... Nokia'lar değerine alınır... Karşıyaka'dan gelen 'Venüs-1'... Plakaları Slovakya, Romanya, Moldova... Sade pilav ver usta! .. Ön camda 'basın' yazıyordu... Danıştay olsun okusun da! .. Kaçak tütün... 'Restorize' etmek... We love you Crete! .. Kavanoz kapaklarından ders almak... Hırkalı, soluk etekli kız... Laki ile Kuki'nin bildirgesi... Kelleci Halil... Kebapçının külahı... Kuzey Kıbrıs ekonomisinin ruhuna fatiha... Müraccatül muacceletül vi ay pi ofis! .. Abi ne olursun bir hafta daha kal... İçine kırmızı çamaşır giyeceksin... Koca göğüslerini içine sarkıt... Erkek olmadan yaşanır mı? Yoksa sen evden mi kaçtın? Kızıl Saçlı Afet... Tombul memeleri mayolarından fırlamış... Ayla Hanım'ı elbisesiz gibi bilirdi... Göğüs başları Yolanda'nınkinin... Buzdolabında bira var mıydı? Armuz, paraçol, usturmaça... Nikâh düğün takmadan... Peynir kediye çarpıp... Kocam burada değil... Ateistler ayin mi yapıyor? Ben doğuyu sevmiyorum... Ayyıdız'ın bu halleri... Suzan Suzi.. 'Bilmez min Mecellen'i?

(Tanıtım Bülteninden)
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 4:14 pm

Vampirle Görüşme

1994 yılında filme çekilen, Brad Pitt, Tom Cruise, Antonio Banderas gibi oyuncuların ölümsüzleştirdiği Vampirle Görüşme, zamanın ötesinde bir hikâyeyle okurunu şaşırtıyor.

“Şimdiye kadar yazılmış en müthiş, en erotik ve en şehvetli kitaplardan biri.”

Sting
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 4:16 pm

Demiryolu Çocukları

Babaları bir gece iki yabancıyla birlikte ortadan kaybolunca Roberta, Peter ve Phyllis'in hayatları aniden değişir. Londra'da mutluluk içinde yaşadıkları evi, anneleriyle birlikte terk etmek zorunda kalırlar. Küçük bir kulübeye yerleşirler. Zor günler başlamıştır... Kulübelerinin yakınından bir demiryolu geçmektedir. Bir süre sonra kendilerine raylardan bir dünya kurarlar. Bir yandan da babalarının sırrını çözmeye çalışmaktadırlar. Peki babalarını bulup mutlu günlerine dönebilecekler midir?

Alfa Yayınları, Edith Nesbit'in dünyaca ünlü başyapıtını, her yaştan okuyucusuna, titiz bir baskıyla sunuyor. Sevginin ve paylaşımın gücüne inanan büyüklere, bu değerlerle yetişecek küçüklere...
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 4:17 pm

AteŞten gÖmlek

KİTABIN ADI : ATEŞTEN GÖMLEK
KİTABIN YAZARI : HALİDE EDİP ADIVAR
YAYIN EVİ : ÖZGÜR YAYINEVİ

BASIM YILI :
OCAK 1997
SAYFA SAYISI : 350

1.KİTABIN KONUSU:

Milli Mücadele sırasında Ayşe, Peyami ve İhsan arasında geçen acıklı bir aşk hikayesi.

2.KİTABIN ÖZETİ:

Bacaklarını kaybeden Peyami,dışişleriyle ilgili bir meslek seçmiştir. Hatıralarını yazdığı sıralarda, kafatası da açılacak, içerde kaldığı sanılan bir kurşun aranacaktır.
Ayşe, Peyami’nin uzak bir akrabasıdır. İzmir’den, onunla evlendirilmek üzere İstanbul’a davet edilmiş, ama Peyami istememiştir.Bunun üzerine, onuruna çok düşkün olan Ayşe, bir daha hiç bir zaman Peyami’yle evlenmemeyi aklına koymuştur. Nitekim bir başkasıyla evlenir.Ayşe’nin kardeşi Cemal subaydır.Harbiye Nezaretindeki Binbaşı İhsan’la Mütareke’nin ilk zamanlarından beri çok iyi anlaşmaktadırlar.Peyami’nin annesi, Şişli’deki salonuyla o günlerin kibar kadını, tanınmış kadını, sözgeçiren bir kadındır. Kadınlar arasındaki propagandayı o idare eder. İstanbul’da çeşit çeşit inanç, türlü türlü çalışma vardır. Özellikle manda taraftarları, ülkeyi bir başka yabancı devletin boyunduruğu altına koymak için çok çalışmaktadırlar. Bir gün İzmir’e Yunanlıların girdiği haberi gelir. Ayşe’nin kocasını, küçük oğlunu, birçok suçsuz insanla birlikte süngülemişler, delik deşik etmişlerdir. Ayşe, kalkar İstanbul’a Peyami’lere gelir.
Sultanahmet meydanında büyük bir miting yapılır. Mitinge kadın erkek, çoluk çocuk katılmıştır; asıl gelenler İstanbul’un arka mahalle insanlarıdır. Minarelerin arasına çok büyük, siyah bayraklar asılmıştır. Orada halk, ülke kurtuluncaya kadar dövüşmeye, sanki ant içmeye gelmişlerdir.
Büyük toplantıdan sonra İhsan’la Cemal Anadolu’ya geçerler. Peyami şiddetli bir tifoya yakalandıktan sonra, Ayşe ile birlikte kağnıya atlayıp Kandıra köyünde bulunan İhsan’ın yanına giderler. Bir çete kurmuşlardır. Ulusal harekete karşı koymak isteyen köyleri yola getirirler. Peyami’i ,dilbilgisinden yararlanmak üzere, mütercim olarak milli müdafaya verirler. Ankara’ya gelir. Ayşe hemşire olmuş, Eskişehir’e gitmiştir. İhsan, çelikten bir insan gibi, yorulmak bilmeden didinir, çalışır. Hepsi Ayşe’nin, İzmir kızının peşinde, İzmir yolunda ölmeye söz vemişlerdir. Bu sıtmayla sanki üstlerine ateşten bir gömlek giymişlerdir. Peyami, büyük bir uğraştan sonra kendini İhsan’ın komutası altındaki birliğe verdirir. İhsan, bir akşam Peyami’ye Ayşe’yi nasıl yana yana sevdiğini anlatır. İkinci İnönü Savaşı’nda alayının başında, başını kurşunlara uzatarak ölümü beklemiştir. Metristepede göğsünden bir kurşun yiyerek bayıldığı an her şeyin bittiğine hükmetmiştir. Çok kan kaybetmiştir. Hastanede yer olmadığı için İhsan’ı bir otelde, küçük bir odaya yatırırlar. Ayşe sabahları gelir, yarasını gözden geçirir, çarşaflarını değiştirir, derecesini alır. İhsan, öğleye kadar hep bunun yaşamakla vakit geçirir. Bir akşam, Ayşe ile, İzmir’e girecekleri günü konuşurlar. İzmir’e ilk giren kendisi olmak şartıyla Ayşe’den kendisiyle evlenmesini ister. Ayşe bu sözü vermeden, mantosunu kapar, kaçmaya başlar. İhsan, yarasını açarak intihara teşebbüs eder. Ayşe de ister istemez geri dönmek zorunda kalır.
İhsan’a rastlantılar fena bir oyun oynar. Hava değişimi için Ankara’ya gönderilir. Orada, ihsan’ın isteğine aykırı olarak, bir amca kızını onunla evlendirmeye kalkarlar. İhsan bunu kabul etmez, ama dönüşte, trene binerken amcasının kızına, onu öperek veda eder. İşte kötü rastlantı burada kendini gösterir; Ayşe, bu sahneyi görmüştür. İzmir’in kızı, o günden sonra İzmir’den başka hiçbir şey düşünmez olur. İhsan’da yırtıcı bir savaş başlamıştır; dışından düşmanlarla içinden kendi kendisiyle savaşmaktadır. İhsan, bir saldırı sırasında, tırmandığı tepenin en yüksek noktasında bir makinalı ateşiyle vurulur. Peyami’nin kolları arasında hayata veda eder.
Ayşe Hemşire bu saldırıda vurulanlar arasındadır. Peyami, bir sedye içinde bir asker kaputu altında onu bulur. Hemşire gömleği kana bulanmıştır. Sol kaşının üztünden iri bir yara almıştır. Hemşirenin şehit oluşu hazindir: Sıhhiye bölüğünde çalışırken komutanın şehit düştüğü haberi gelir. Bunu duyar duymaz fırlar, ileri, en ileri hatta kadar koşar.
Yakalayamazlar. Bir yop mermisi parçasının isabetiyle vurulur.
Peyami, Ayşe’yi de İhsan’ı da Gökçepınarda yan yana gömdürür. Niyeti İzmir’e en önce girip, bunu Gökçepınar da yatan Ayşe’ye anlatmaktır. Çünkü, Peyamiye göre Ayşe hiç kimseyi sevmemiştir. Onun seveceği insan, İzmir’ e ilk girecek olan insandır.
Peyami’nin hatıra defteri burada biter. Ameliyattan sonra, Cebeci hastanesinin iki doktoru bu konuda konuşurlar. Yedek Asteğmen Peyami Efendi’nin kağıtları incelenmiştir. Ne İhsan isminde bir alay komutanı bulunmuştur, ne de Ayşe adında bir hemşire. Peyami’nin akrabası da bulunmamıştır. Bunun üzerine iki doktor, hatıra defterindeki olayların, kafasına kurşun girmesinden ileri gelme hayaller olduğuna karar verirler.

3.KİTABIN ANAFİKRİ:

İyi bir amaç doğrultusunda insanları motive edebilmek oldukça önemlidir ve amaç için her yol kullanılabilir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

A.Sahışların Değerlendirilmesi
Peyami: Savaş sırasında kafasında yaralanan,zamanında yapmadığı işlerden dolayı büyük üzüntü duyan, muhtemelen psikolojik sorunları olan biri.

İhsan: Ayşe’ye karşı çok samimi duygular besleyen fakat savaş sırasında bunları açıklayamayan dolayısıyla kendi içinde çatışma yaşayan biri.

Cemal: İyi niyetli, yaşam dolu bir insan.

Ayşe: Milli duyguları çok kabarık olan bu yüzden kendi ilişkilerini feda eden biri.

B.Olayların Değerlendirilmesi
Olaylar Milli Mücadele etrafında gelişmiştir. Halide Edip Adıvar, Milli Mücadele’nin içinde yer aldığından olaylar gerçeğe çok yakındır.Olaylar bu acıklı aşk hikayesinin çok iyi tamamlamakta;hiç bir tezat göstermemektedir.

5.KİTAP HAKKINDA SAHŞİ GÖRÜŞÜM:
Kurgusu oldukça kuvvetlidir. Şahısların olaylar karşısındaki tavırları, ruh halleri öyle güzel tasvir edilmiş ki kendinizi romanın içinde sanıyorsunuz. Olayın geliş süreci, mekanın ve zamanın uyuşu romanı sürükleyici hale getiriyor. Cümleler biraz Osmanlıcaya kaçsa da anlaşılması kolay. Roman süresince yapılan geri dönüşler, açıklamalar ayrı bir ahenk katmış.



6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

Öğrenimini Amerikan Kız Koleji’nde tamamladı. Felsefe, sosyoloji, matematik dersleri aldı. Matematik öğretmeni Salih Zeki ile ilk evliliğini yaptı. Öğretmenliklerde bulundu. Kocasının ölümü üzerine Dr. Adna Adıvar ile evlendi. Halide Onbaşı diye anılarak, ordu içinde kendine iyi bir unvan sağladı. Uzun yıllar Avrupa ve Amerika’da yaşadı. Döndükten sonra İstanbul Üniversitesi’ne İngiliz Edebiyatı Profesörü oldu. Romanlarında İngiliz edebiyatının etkisi açıkça görülür. İlk romanlarında aşk ve akdın psikolojisi üzerinde duran yazar, sonraki eserlerinde yurt ve ulus sevgisine yönelik eserler yazdı. İstanbul’da öldü.


HAZIRLAYAN
ŞÜKRÜ ÖZER KARAÇALIK
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 4:18 pm

Araba sevdası

Bihruz Bey bir Osmanlı paşasının oğludur. Evde özel hocalardan yarım yamalak bir eğitim görmüştür. Alafrangalığa özenir, süsü, gösterişi sever. Şık giyinir. Şımarık, sorumsuz bir gençtir. Her fırsatta az buçuk bildiği Fransızcasıyla terziler, ayakkabıcılar ve garsonlarla konuşur. Böylece Batılı olduğunu sanır.

Devrin pahalı eğlence yerlerinde arabasıyla gezer. Bir gün Çamlıca Tepesi'ne çıkar. Güzel bir arabada sarışın, kibar görünüşlü bir kız görür. Hemen ona aşık olur. Ertesi hafta yine oraya gider. Binbir özenle yazdığı mektubu kızın arabasına atar. Fakat, o günden sonra onu bir daha göremez. Yemeden içmeden kesilir, zayıflar. İşini, annesini ihmal eder. Arkadaşlarından Keşfi Bey aşkını öğrenir. Ona kızın öldüğünü, ailesini yakından tanıdığını, bir de ablası bulunduğunu söyler. Bihruz Bey bu yalana inanır.

Aradan günler geçer, Bihruz Bey'in aşkı yavaş yavaş küllenir. Şehzadebaşı'nda dolaşırken, tutulduğu kıza rastlar. Fakat onun sevgilisi değil, ablası olduğunu düşünür. Güçlükle kadının yanına yaklaşır, üzüntüsünü bildirir, kız kardeşine olan aşkından söz eder. Mezarın yerini sorar. Kadın güler. Bihruz Bey'e onunla nerede karşılaştığını açıklar ve kızkardeşi bulunmadığını söyler. Alaylı kahkahalar atar. Bihruz Bey düştüğü kötü durumdan kurtulmak ister. Fakat pot üstüne pot kırarak daha gülünç olur. Utançtan kıpkırmızı kesilir. Sonra , bir yolunu bularak oradan ayrılır.

Edebiyat tarihimizin dönüm noktası olarak kabul edilen Araba Sevdası romanı, bin sekiz yüzlerde İstanbul'un sosyete ve sefahat yaşamını konu alan bir romandır. Yazar Recaizade Mahmut Ekrem, Tanzimat Edebiyatının sona erdiği, buna karşılık Servet-i Fünun edebiyatının ağır bastığı dönemin ünlü edebiyatçılarındandır. Aslında Araba Sevdası bu geçişte önemli bir yere sahip, zira bu roman edebiyatımızın ilk realist romanıdır.
Dönemin siyasi kargaşası bir yana, Osmanlı'nın yeni yeni batıya açılma çabalarıyla, İstanbul'un aristokrat çevrelerinin nasıl bir anda Fransızca meraklısı olduğu komik ve alaycı bir dille ifade ediliyor. Mahmut Ekrem'in bu anlamda mizahi kişiliği ön plana çıkar. Romanın esas vurgusu ise dönemin ehli- keyfine yapılan eleştirilerdir.
Bihruz Bey, babasının işi icabı memleketin birçok yerini dolaşmış ve bu nedenle tahsilini pek yapamamış bir gençtir. Babasının varlığıyla yaşayan, bir evin biricik evladıdır. Ehemmiyet verdiği yegane şeyler; markalı giyinmek, Fransızca dersi almak, aldığı bu derslerle öğrendiği Fransızcayı alakalı alakasız her yerde kullanmak, ve bir de belki en mühimi ve romana ismini veren kısmı, pahalı arabasıyla dolaşmaktır. (Şüphesiz araba sözcüğü ile , günün önemli ulaşım araçlarından biri olan, atlı araba anlaşılmalıdır.) Babasının vefatından sonra büyük bir servetin üzerine konar, bu pahalı ve özentili yaşamıyla tam bir mirasyedidir.
Arabası ile gezmek onun için öyle bir hal almıştır ki, soğuk kış günlerinde ya da yazın kavurucu sıcağında günün yirmi dört saatini arabasında geçirmektedir. Bu arada pahalı arabasının bir hayli yüklü taksitlerini elindeki köşkleri satarak ödemektedir.
Haftanın birkaç günü Mösyö Piyer’den aldığı Fransızca dersleri, belki tahsil hayatının yegane bölümüdür. Yarım yamalak bilgisiyle, olur olmaz yerlerde kullandığı diliyle, Fransız uşak Mişel'in bile zaman zaman anlamadığı bir konuşması vardır. Hele Fransız yazarların edebi kitaplarını okumak, onlarla mest olmak onun için edebiyatın kendisidir.
Kadınlar konusunda ise fazlaca iştahlı değildir. Beğenmek şöyle dursun, yegane hedefi, araba ekipmanı ve markalı kıyafetleriyle göz doldurmak, beğenilmek, hatta hayranlık uyandırmaktır. Bu nedenle şehrin eğlence merkezlerini fellik fellik gezmekten başka işi yoktur, işine bile arada bir uğrar. Hayat onun için böylece sürüp giderken, sefahat mekanlarından biri ola Çamlıca'da, ahbabı Keşfi Bey ile sohbet ederken gördüğü sarışın dilber ilgisini çeker, hatta oracıkta ona aşık olur. Onun da kendisine aşık olduğuna inanmaktadır. Bundan sonra Bihruz Bey'in platonik aşkının, hatta kurgusal aşkının, Keşfi Bey'in yalanlarıyla nasıl şekillendiğinin komik bir hikayesi anlatılır..
Keşfi Bey, etrafında yalancılığıyla bilinen, yaşantısıyla Bihruz'dan pek farkı olmayan sorumsuz bir gençtir. Yalanlarını çocukluğunun saf oyunlarıyla karıştıran, bu zararsız delikanlı ilk önce Bihruz'a bu sarışın hatunu tanıdığını söyler, öyle ki yalanlar Bihruz Bey'in sevgilisini Keşfi Bey'den delice kıskanmasına sebep olur. Keşfi, yalanlarını, hatunun ölüm haberine kadar vardırır. Bihruz'un içli aşkını bilmeksizin uydurulan bu yalanlar, aşk acısının komik öykülerini ortaya çıkarır. Aradan geçen birkaç aylık zaman içinde, aşık olduğu sarışın hatunu, Periveş Hanım'ı, hiç göremeyen Bihruz, ölüm masalına kolayca kanar, çünkü son derece saftır ve aşık olmanın kendine has şüpheciliğine o da düşüvermiştir. Aşk acılarıyla geçirilen birkaç zaman, Bihruz'da bazı değişikliklere sebep olur, eğlence yerlerinde boy göstermek ya da arabasıyla etrafta tur atmak eskisi gibi zevk vermemektedir. Artık kırlarda tek başına dolaşmayı, sevgilisini düşünmeyi, hatta eğlencelerden el çekip, Ramazan ayı geldiğinde oruç tutup namaz kılmayı tercih eder olur. Vazgeçemediği yegane şey kullandığı Fransızca kelimelerdir.
Bihruz acı gerçeği geç de olsa öğrenir. Aşık olduğu Periveş ölmemiştir ama, kendisine aşık olmak bir yana varlığından habersiz bir hanımdır.
Bihruz'un bu komik hikayesi, aslında güçlü bir içerikle aşkı işler. Tüm bu komedinin arasında bile, aşkın tutsaklığının ve aşk acısının yoğun hissiyatı ilgiyi sağlar
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 4:19 pm

Yaban

Ahmet Celal, bir Osmanlı padişahının oğludur. Savaş esnasında vurulmuş ve kolunu kaybetmiştir. Bu hazin hadiseden sonra, dünyadan elini eteğini çekmiş ve toplumdan kaçmak, sessiz sakin bir yerde yaşamak için Anadolu'nun ücra köşelerini seçmiştir. Bu sebebten dolayı, onun subaylık yaptığı dönemde ona emirer olarak hizmet eden M. Ali'nin köyüne gider.

Köydeki ilk günleri onun için çok zor olmuştur. Çünkü bundan önceki yıllarda, İstanbul'da yaşamış ve oranın kültürü ile bezenmiştir. Köylüler ona, oranın yabancısı olduğu için "Yaban" derler. Fakat, Ahmet Celal bu lakabı kendine laik bulmaz. Çünkü o, kolunu salt bu bu millet için kaybettiğini savunur. Onun için köydek ilk iki hafta köy yaşantısını alışma safhası olarak geçer. Bu arada M. Ali'nin müstakil evinin bir odasında kitaplarıyla gününü geçirir. Kitapları bir nebze dahi olsa yalnızlığını ve acısını unutmayı sağlar. Onlar, onun en iyi dostu olmuştur. Bu zaman zarfında, M.Ali'nin annesi, kız kardeşi ve kardeşi İsmail'le tanışır. Köy ortamı ona, İstanbul gibi büyük bir yerde yaşadığı için çok rezalet gelir.

Haftalar ilerledikçe Ahmet Celal, köy ahalisiyle yavaş yavaş tanışır. Köyün en zengini Salih Ağa, muhtar ve Süleyman adında karısını söz geçiremeyen adamla samimiyet kurar. Fakat, bu samimi yet sınırlıdır. Ahmet, onlara hep savaştan, Atatürk'ten ve Onun yaptıklarından bahsederken onlar, onu hiç ciddiye almaz ve bir gün düşman gelip, ülkeyi Osmanlıdan alacak ve onlar huzurlu bir ortamda yaşayacaklarını inanırlar.

Bir gün Ahmet Celal, köyün civarına gezmeye çıkar. Çünkü, köy halkının düşünceleri onun acısına tuz ekiyordu. Bundan dolayı yaylalara çıkar; doğanın verdiği huzur ile hem acısını hem de yalnızlığını kısmen de olsa unutur. Yine yaylalarda gezerken bir kız görür. Kız, istanbuldakiler gibi bakımlı, giyim-kuşamı iyi olmasa bile, onu çok etkilemiştir. Onunla konuşmak ister; fakat kız ondan kaçar. Çünkü o, köylülerin tabiri ile buraların yabanıdır. Günler geçmesine rağmen, kızı unutamamaktadır. Onu tekrar görmek ve konuşmak için yaylaya çıkar. Bir süre bekledikten sonra yine aynı kız oraya gelir. Ahmet onunla konuşmak ister; fakat nafile. Kız ondan yine kaçar. Fakat o, bu sefer onunla konuşamaya kararlıdır. Ve kızı bir süre kovaladıktan sonra onu yakalar. Kız , sudan yeni çıkmış balık misali, kaçmaya çalışır. Ahmet onu sakinleştirdikten sonra ona, "sadece seninle konuşmak istiyorum." der. Fakat kız yine de kurtulamk için çabalanır. Bir süre sonra, kızın isminin Emine olduğunu öğrenir.

Bu arada cephede savaş şiddetlenmiş ve köylerden tekrar askere çağırılanlar olur. Bunlardan bir tanesi de M.Ali'dir. Onun evden ayrılması ile artık yazarın köyde samimi olacağı, dertlerini anlatabileceği kimse kalmamıştır. Bir kaç hafta daha M. Ali'nin ailesiyle birlikte kalır. Fakat İsmail'in Emine'yi sevdiğini ve onunla evleneceğini duyunca evden ayrılır. Köyde başka bir yerde yaşamaya başlar. Fakat, kolunu kaybetmiş olmasından dolayı yardıma muhtaçtır. İlk zamanlar Süleyman onun ihtiyaçlarını gidermeye çalışır. Aslında o da yazar gibi terkedilmiş ve yapayalnızdır. Karısı, onu asker kaçağı birisiyle aldatmış ve ve İstanbul'a kaçmıştır. Fakat Süleyman karısını çok sevmektedir. Onu bir türlü unutamaz. Aradan günler geçer. Bir gün İsmail'in Emine ile evleneceğini duymasına rağmen yazar, muhtar gider ve Emine'yi kendisine istemesini söyler. Bunun üzerine muhtar hanımını Emine'nin evine gönderir. Ama Emine bu işe "Hayır" der. Üstüne üstelik yazara kolsuz olduğu için ağır hakaretlerde bulunur. Kendisi hakkında söylenen lafları yazar muhtarın ağzından duyunca deliye döner. Ona göre İsmail, Emine'ye layık birisi değildir.

Birkaç hafta sonra, İsmail'in Emine ile evlenmek üzere hazırlık yaptığını kahvede işitir. Emine'yi kafasından silmeyi başarmış; fakat bir türlü kalbinden atamamıştır. İkinci kez hayal kırıklığına uğrar. Bunun hıncını Süleyman'ı azarlayarak, karısı hakkında ileri geri konuşarak çıkartır. Bu kavgadan sonra, Süleyman daha fazla dayanamaz ve köyü terkeder. Yazar pişmandır ama çok geçtir.

Süleyman'ın evi terketmesinden sonra, kendisine yardım etmesi maksadıyla Emeti Kadın'ı tutar. Onun Hasan adında bir torunu vardır. Emeti Kadın hem torunu Hasan'ı hem de yazara bakmaktadır. Torunu Hasan küçük bir çobandır. Yazar, onunla koyunları otlatmaya çıkar. Böylece hem Emine'yi tekrar görmek hem de acılarını unutmak ister. Bu sırada dağların arkasından top sesleri gelmektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi savaş köye doğru gelmektedir. Bu arada Emine İsmail'le evlenir. Yazar, bir daha köyün içinde gezemez olur.

Aradan fazla geçmez. Köye bir şeyh gelir. Köylülere, yurdumuzun düşmanlar tarafında zaptedildiğini ve niyetlerini Anadolu'yu elimizden almak olduğunu; yeşil sarıklıların bizi düşmana karşı savunduklarını ve müslüman olmak isteyen kraliçeden bahserder. Bu olayı yazar, Emeti Kadı'nın duyduklarından öğrenir. Bunun üzerine yazar sinirlenir ve şeyhe gider , onunla kavga eder.

Savaş cephelerde son surat devam etmektedir. Düşman uçakları köyün üzerinde kol gezmekte ve bir takım kağıt parçalarını yere atmaktadır. Kağıtta "Sakın yerinizden yurdunuzdan olmayınız. Biz size kötülülük etmeğe gelmiyoruz. Halife ve padişah bizimle beraberdir. Biz sizi Kemal'in çetelerinden kurtarmak için harbediyoruz." yazar. Köylüler, bunu okuyunca yazar, her birinin gözünün parıl parıl parlamağa başladığını görür. Bir akşam üstü eve dönmek üzere iken "Davranma!" diye bir sesle irkilir. Yazar ilk başta anlamazlıktan gelir; fakat bir kaç adım atar atmaz bir kurşun kulağının dibinden bir arı gibi vızıldayarak geçer. Yazar, bunun bir asker kaçağı olarak düşünür; ama ateş eden bir Türk askeridir. Az kalsın bir Türk askerinin kör kurşununa hedef olacaktı. Onlara durumu anlattıktan sonra birliğin (topçu müfrezesi) komutanlarından savaş hakkında bir kaç bilgi alır. Konuşmalardan yazar, Türk Ordusu'nun savaşı kazanacağından ümitperver olur. Artık savaş, köye çok yakın yerlerde cereyan etmektedir.Bu sebebten dolayı birlikler, köy yollarını kullanmaktadır.

Bir gün inanılmaz bir olay olur. Yazar, muhtar ve diğer köy ahalisi kahvede otururlarken, uzaktan çok dağınık halde bir birlik gelmekte olduğunu görmektedirler. İlk başta düşman sanılan birliğin daha sonra Türk Ordusu'ndan olduğu anlaşılır. Bekir Çavuş, savaşın son gelişmelerinden haberdar olmak için askerlerden bir kaç tanesini "Komutanınız nerede ?" diye sorar. Daha sonra birlik komutanı bir başçavuş çıkagelir. Başçavuş yorgun ve perişan haldedir. Bir süre Başçavuşla muhtar bakıştıktan sonra sarmaş dolaş olurlar. Çünkü o, bir zamanlar köyde yaşamış ve öldü sanılan Emine'nin babasıdır. Cephedeki bir kaç olaydan ve gelişmelerden konuştuktan sonra muhtar ona kızı Emine'yi hatırlatır. Daha sonra muhtar "Daha önce nerelerdeydin?" diye sorar. Bunun üzerin Başçavuş, on yıl moskofa esir düştüğünü ve esaret yıllarını anlatır. Bu arada Emine kahvehaneye babasıyla görüştürülür. İlk başta Emine, ürkek bakışlarla babasına baktıktan sonra göz ucuyla da yazara bakar ve utangaçlığından ne yapacağını bilemez. Bir süre bakıştıktan sonra yazar, Emine'nin artık İsmail'i sevmediğini bakışlarından anlar. Artık bu noktadan sonra, yazarla Emine arasında bakışmalarla birbirlerine olan aşklarını ilan ederler. Ama bir sorun vardır: Emine'nin İsmail'le evli olması. Bir müddet sonra başçavuş, anasını görmeye gider; askelerini de bir süre mola yapmak üzere muhtara bırakır.

Ertesi gün, sabah erkenden birliğin yola çıktığın öğrenilir. Dağın arkasındaki top sesleri iyiden iyiye artmaktadır. Köylüler bu olaya karşı tedirgindir. Çoban Hasan'la yazar arada sırada koyunları yaylaya çıkartırlar. Fakat, bir gün Küçük Hasan yaylaya kendisi gider. Ne olduysa o gün olur. Yazar, Küçük Hasan'ın "Geliyorlar" diyerek bağırmasıyla uyanır. Hasan'a "ne olduğunu" sorar. Benzi solmuş, soluk soluğa kalan Hasan :

- Aha onlar, senin dediklerin.Te karşıki belin üstünden yürüyüp geliyorlar.

Yazar bir süre kendini toparlayamaz. Çocuğun yüzüne bön bön bakar. Endişe ile apar topar bir kaç eşyasını toplamaya başlar; fakat kolu olmadığı için yardıma ihtiyacı vardır. Emeti Kadın'ı arar ama bulamaz. Evin etrafına bakınır hiç kimseyi bulamaz. Belliki köylü korkudan saklanmış olmalı. Düşmanın hemen köye girmek üzere olduğu, ağır topçu taburunun araba ve demir şakırtılarının seslerinden anlaşılıyordu. Yazar hemen kapısını kilitler, pencereleri kapatır. Aradan fazla geçmez. Dışarıda garip garip sesler gelmektedir. Bu sesler Yunancadır. Köy tamamen düşman askerleri tarafından ele geçilir. Her eve baskın düzenlerler. Bulduklarını köy meydanına çıkartırlar. Sırada yazarın evi vardı. Asker kapıyı açmaya çalışır aman nafile kapı kilitlidir. Son çareyi kapıyı kırmakta bulur.

İlk başta yazar, askere diklenmeye çalışır; sonuç vermeyince kendini düşman askerine bırakır. Bir süre sonra yazar, arayıpta bulamadığı köy halkının toplandığı yere götürülür. Burada askerler kadınlara, genç kızlara tacizde bulunur. Yazar bundan rahatsızlık duyar. Aslına bakarsan o, sadece Emine için endişe duymaktadır. Emine'ye baktıkça hem onları korumak hem de Emine'ye sakat olduğu halde erkekliğinden ödün vermediğini göstermek maksadıyla askerlerin arasından Rumca bilene, onu komutanın yanına götürmesini ister. Asker onu alır, komutanının yanına götürür. Yazar Fransızca bildiği için ona, Fransızca olarak askerlerinin halkı eziyet ettiklerini ve genç kızlara tacizde bulunduğunu ifade eder. Yunan subayı onu dinledikten sonra tekrar toplanma noktasına geri götürür. Ve askerlere ve köy halkına eziyet edilip edilmediğine dair sorular sorar. Ahali korktuğu için bir şeyler söyleyemez. Daha sonra askerler, köydeki bütün evleri arama yaptırarak silah namına ne varsa hepsini toplattırır. Ve köylülerden yiyecek, içecek toplarlar ve bunu para karşılığında aldıklarını göstermek maksadıyla öylülere bir kağıt verirler. Cahil köylüler buna inanır ve olan tüm yiyeceklerini teslim ederler. Halbuki Türk askerleri geldiğinde onlardan her şeylerini esirgemişlerdir. Eski bir subay olan yazar, düşmanın köylülerden yiyecek ve içecek toplamasından en az bir iki haftaya kalmaz köyden ayrılacaklarını yorumlar. Bir kaç gün ilerledikten sonra, yazar Emeti Kadın'ın çığlıkları ile uyanır. Hasan'a işkence ederler. Zavallı çocuk her tarafı yara bere içinde, acılar içinde kıvranmaktadır. Yazar ilk başta Hasan'ın öldüğünü zanneder ama nabzını yokladığında yaşıdığını farkeder. Yazarın endişesi giderek artar.

Ertesi gün, askerler topladıkları eşyaları saracak bir şey aramak için yazarın evini basarlar. Hasan o esnada çarşafın arasında yatmaktadır. Yazar, askerlere "Ne istiyorsunuz" der. Onlar cevap vermeden, aniden çarşafı öyle bir hızla çekerler ki Hasan yere "pat" diye sertçe yere düşer. Zaten hali perişan olan Hasan, bu sefer ölümü atlatamaz. Olduğu yerde yığılır kalır. Emeti Kadın ve yazar Hasan'a yardım etmek için koşarlar; fakat Hasan ölür. Ağlamalar, sızlamalar yazar kendini tutamayarak askere bir yumrukta yere serer. Olaylar bu esnada cereyan eder. Köylüler ilk defa da olsa yazarı haklı bulur ve askerlerin üzerine yürürler. Ortalık karışır. Bu karışıklıktan yararlanarak Emine ile yazar kaçarlar. Bu esnada yazar, böğründen vurulur. Fakat bu acıyı o anda hissetmez.sadece yazar değil, aynı zamanda Emine de sol bacağından yaralanmıştır. Kaçabildikleri yere kadar kaçarlar. Bir yere vardıklarında oturup dinlenmeye karar verdiklerinde vurulduklarını anlarlar. Hele Emine'nin yarası daha ağırdır. Kalkacak durumda değildir. Bu sebebten dolayı yazar Emine'yi yalnız bırakır ve yoluna devam eder.
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 11:29 pm

Anadolu notları
“Trende” adlı notunda trene bindiği andaki hissettiklerini yazıyor. Trende en büyük zevk vagonda bir yolcunun olmamasıdır. Bu yüzden her duruşta gelen yolcuya ! “Burada biri var. Kantine gitti. Şimdi gelir” diyerek onun gitmesini bekliyordu. Bazen de uğurlamaya gelenleri yanına oturtturmak ve tren hareket edinceye kadar bekleyip daha sonra salıvermektir.

Yazarın kullandığı en büyük taktik hasta numarasıdır. Yüzüne bir tülbent bağlayıp, parmağıyla gözünün etrafına bir parça sigara külü bulaştırıvermiş. Daha olmazsa “vallahi bilmem birader, bizim dayı yılancıktan öldü. Bize de mi geçti nedir ?” diye konuşuverir. Herifi koydunsa bul….

Şoför notunda da kamyoncunun bir yol boyunca karşılaştığı tuhaf olayları anlatmaktadır. Yazarın en ilgisini çektiği olay yolda süregelen tel olayıdır. Her arabada tel vardır fakat yolda aracı bozulduğunda araç durup beklerken, yayına gelen kamyoncu ona tereddüt etmeden telini verir. Az ileride kendi aracıda bozulduğunda teli verdiğine pişman olur. Yazarın titiz ve seçici olması yazdığı notlardan da belli oluyor. Yatak çarşafları adlı notunda yazar, yatak çarşaflarına dikkat ediyor. Hiçbir zaman kendi gözüyle görmediği çarşaf değişimi için görevliye başvurur ve bizzat değiştirir. Ama bu onun için yine yeterli değildir. İçinde “ya diğer yataktan çıkartıp getirmişse” diye bir ukte kalmıştır.

Su onun için en önemli varlıktır. Yanında ihtiyatte mutlak bir su bulunmaktadır. Su bulunmazsa gidip maden suyu alıp onunla idare edermiş.

“Yolda Hastalık” notunda ise, geçirdiği hastalığı kendi kendine geçirmeye çalışıyor. Bilgili olmasına rağmen rezil olmamak için otele çekilip terlemek suretiyle hastalığından kurtulmaya çalışmaktadır.

Tulüyat Tiyatrolarda yazarın kitabında 3 bölümde yer almaktadır. Onun için tiyatronun kültür ve gelişme bakımından önemi büyüktür. Fakat, köylere gelen tiyatrocular ve özellikle bayanların giyiniş tarzı köylü erkekleri kışkırtıyor ve köyle fitne yarattığı için genellikle tiyatrocular kovuluyordu. Onun için otelde yalnız olarak yatmak huzur ve güvence vermektedir. Fakat, son anda gelen davetsiz misafir onun rahatını bozar ve hiç tanımadığı kişiyle yatmanın verdiği tedirginlik onu rahatsız etmektedir.
Fare adlı notunda da paranın ne denli önemli olduğunu ve onun için şantaj bile yapıldığını belirtmektedir.

Son notu olan “Bir dost Tenkidine Cevap” adlı notunda da dostunun birinci kitaptaki eleştirilerine cevap veriyorlardı. Dostu, ona bu hatıra türü notlarını roman metoduna kaçmış olduğunu belirtmiştir.
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 11:30 pm

Çıkmaz Sokak

Erzurum Caferiye Mahallesi'nde doğan 'Kadıhafızoğulları'ndan Şadi Tanşu bir Erzurum sevdalısıdır. Hacmi küçük, duygu ve hatıralarla yüklü kitap, bir sevginin yurdu ve şehri vareden manevi hasletlerin terennümüdür.

'Kadıhafızoğulları'nın yedinci neslinin temsilcisi, Cumhuriyet Caddesi Sudamı Çıkmaz Sokak'tan günümüzde kaybolan insan duygu ve münasebetlerini bize hatırlatıyor.

(Tanıtım Bülteninden)
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 11:31 pm

Diriliş
2.KİTABIN ÖZETİ :

Dimitri Nehludov çok gösterişli ve zevk içinde bir hayat sürdürmekte iken bir mahkemede eskiden birlikte olduğu ama daha sonra terk edip bıraktığı bir kadın olan Katyuşa ile karşılaşır.
Katyuşa kimsesiz bir kadındır. Pek çok iş aramış ancak bulduğu işlerde erkeklerin sarkıntılıklarından dolayı fazla çalışamamıştır. En sonunda bir hastanede çalışırken bir odacı Katyuşa’ya sarkıntılık yapar. Katyuşa odacıyı kendisine yaklaştırmaz. Bu sırada gürültüden dolayı hastanedeki diğer personel odaya gelirler. Katyuşa da bir iftiraya kurban giderek mahkemeye verilir.
Bir vicdan muhasebesine dalar ve bunun sonucunda ne pahasına olursa olsun Katyuşa’yı kurtarmak için yemin eder.
Katyuşa’ya en çok bir kaç ay ceza verileceği düşünülürken mahkemede yapılan hatalar nedeniyle Katyuşa’ya çok ağer bir cez verilmesi karara bağlanır.
Prens Katyuşa’ya karşı sorumluluk duygusunun da etkisiyle evllilik teklif eder. Katyuşa ise aslında aşık olduğu Nehludov’un başına dert açmak istemediği için bu teklifi ısrarla reddeder.
Katyuşa’ya kürek mahkumiyeti verilir.Nehludov’un bütün çabasına rağmen Katyuşa Sibirya’ya sürülmekten kurtulamaz.
Nehludov da elindeki mal varlığının önemli bir bölümünü harcayarak Katyuşa ile Sibirya’ya gitmeye karar verir.
Sibirya yolculuğu mahkumlar için dayanılmaz geçmektedir. Mahkumların başındaki gardiyanlar da mahkumlara çok kötü davranmaktadır.
Nehludov bu kötü muameleleri önlemek için elinden geleni yapsa da bunu başaramamaktadır.
Dimitri Sibirya yolculuğu sırasında haksızlığa uğrayarak hapse düşen veya sürgüne gönderilen pek çok mahkumun olduğunu da fark eder. Bu mahkumlar da Prens’in kendilerine yardımcı olmalarını istemektedir.
Sibirya’daki kürek mahkumiyeti sırasında Katyuşa’nın affedildiği haberi gelir. Katyuşa da başka bir mahkumla evlenerek Dimitri’yi bırakır.
Dimitri bütün bu olan bitenden oldukşa etkilenir. Dünyada adaletin gerçekte olamayacağını düşünmeye başlar. Aradığı mutlak adaleti İncil’debularak yeni düşünceler benimser.

3.KİTABIN ANA FİKRİ :

Dünyada tam anlamıyla adalet yoktur. Herkesin bir suçu ve günahı olacağı için dünyada kimsenin kimseyi cezalandırmaya hakkı olamaz. Ancak bütün sistemlerde bazı kimseler insanları cezalandırmaya devam etmektedir.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:

Dimitri Nehludov : Başlangıçta zevk ve sefahate düşkün olan fakat daha sonra bu hatalarından dönen, inandığı değerler uğruna pek çok şeyi göze alan bir Rus prensi.
Katyuşa : Kimsesiz, gariban, ama gururlu,genellikle duygularıyla hareket eden bir kadın.
Kitapta Dimitri ve Katyuşa’nın mahkemed karşılaşması,Dimitri’nin vicdan muhasebesine dalarak gösterişli hayatını bırakması,Sibirya’ya sürgün,Dimitri’nin Katyuşa’yı affettirme çabaları etkileyici ve akıcı bir üslupla anlatılmaktadır.


Marlo Morgan : Hayatın monotonluğundan sıkılmış, değişiklik arayan, hırslı kafasına koyduğunu yapan, yardımsever, çocuk ruhlu biri.
Oota : Kabilede ingilizce bilen tek kişi Morgan’a kendilerini tanımasına elinden geldiğince sorulara cevap vererek yardımcı olmuştur.
Kara Kuğu : Kabilenin şefidir. Bilge bir insan olarak tüm sırlarının sırası ile Morgan’a açıklanmasını sağlamıştır.
Bunun dışında şifacı gibi yeteneklerine göre isimlendirilen birçok kabile üyesi var. Çölde, insanın yaşamını zorlayan birbirinden ilginç olaylar oluyor.

5.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:

Levi Tolstoy 19. yy. Rusya’sında yaşamış bir yazardır. Hayatında hep bir arayış içeirsinde olmuş ve yaşlılığını dindar bir insan olarak geçirmiştir. Genellikle eserlerinde insanlara ahlaki değerlerden bahseden yazarın ‘Dirilş’ eserinde de bu özelliğinin izleri görülmektedir.
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 11:33 pm

Akasya Ve Mandolin
YAZARIN ADI :MUSTAFA KUTLU
KİTAP İSMİ :AKASYA VE MANDOLİN
SAYFA SAYISI :176
YAYIN EVİ: DERGAH YAYINLARI
BASIM YILI :1999

Yazarımız, kitabın ilk kısımlarında, hızlı bir şehirleşme sürecinde bulunan İstanbul şehrini ve bu süreç içerisinde şehrin yaşadığı sosyal,kültürel ve ekonomik birtakım problemleri ele alıyor.Aslında yazarımız burada İstanbul örneğinden yola çıkarak bu sorunların tüm ülke genelinde de yaşandığını kitabın ilerleyen kısımlarında daha değişik örneklerle vurguluyor.
Mustafa Kutlu,kitabında özellikle de, İstanbul’un ilgi ve alaka bekleyen, unutulmaya başlamış ve de kendi kaderine terkedilmiş tarihi ve kültürel dokusuna dikkat çekmek amacıyla birtakım örnekler vererek, halkımızın ve daha üst mercideki sorumlu kişilerin bu değerlere sahip çıkması gerektiğini anlatmaya çalışıyor.Kültürel değerlerin yanında çevresel bazı sorunlara da değinmeden edemiyor yazarımız.Şehirdeki, gerek yeniden kazandırma gerekse yeşillendirme çalışmalarından, bu çalışmaya katkısı olanların isimlerini de unutmayarak söz ediyor ama eskisi gibi olmadığını da ekliyor cümlelerine.Bizzat gezip gördüğü ve üzerinde araştırmalar yaptığı birçok tarihi ve kültürel örneklerle yakınmalarında ne kadar da haklı olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor yazarımız.Bu çalışmaları sırasında yaşadığı bazı olayları da bazen gururlanarak bazen de sitem ederek anlatmayı da unutmuyor.Mustafa Kutlu,ayrıca,insanların artan ekonomik zorluklar ve geçim sıkıntısı nedeniyle bazı insani özelliklerini de artık kaybettiklerini birazda eskiye özlem duyarak ele alıyor.Göç olayına da değinerek bunun sonucunda şehrin kendisine has kültürel kimliğini günden güne kaybettiğini vurguluyor.Kitabın sonlarına doğru ise ülkemizdeki doğal birkaç güzellikten bahsediyor ve bunlara da sahip çıkılması gerektiğini anlatarak bu şekilde devam edildiği takdirde bizlerden sonra gelecek nesillere ne bir tarihi,ne bir kültürel,nede bir doğal güzellik bırakabileceğimizi söyleyerek hepimize çok önemli şeyler anlatıyor yazarımız.
Burada aslında günümüz sorunlarından belki de en önemli olan birkaçına dikkatlerimizi çekiyor yazarımız.Biliyoruz ki bununla başa çıkabilmek için hepimizin üzerimize düşen görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmemiz ve bunlara uygun hareket etmemiz gerekiyor.Yazarımızın da dediği gibi bizden sonra gelecek nesillerin görmesi ve bilmesi gereken çok fazla tarihi,kültürel ve doğal güzelliğimiz bulunmakta.
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 11:35 pm

Vadideki Zambak

(Honore De Balzac)

Kitabın Adı : Vadideki Zambak
Kitabın Yazarı : Honore de Balzac

KİTABIN ÖZETİ

Aristokrat bir ailenin küçük oğLu Felix de Vandennesse, ailesinin sıcak sevgisinden ,ilgisinden yoksun, otoriter bir ortamda yetişmiş çalışkan bir çocuktur.Restauration devrinin yakLaştığı sırada Felix’i babası Tours’a çağırır.Felix, babasının davetine hemen itaat eder.Tours’a gittikten sonra bir gün bir baLoya katıLır.Baloda bir genç kadın görür.Onun güzelliği karşısında adeta büyüLenir, ona karşı derin bir sevgi duyar.Bu genç kadını uzun süre unutamaz.



Bir gün, İndre nehrinin kıyısında Clochegourde satosunda bu genç kadınLa karşıLaşır.enç kadının adı Kontes Henriette de Mortsauf’tur.Feliz, kadının güzeLLiğinin vadinin adı ile özdeşLetiğini düşünür.Vadinin adı Zambak’tır.Henriette de tıpkı zambaklar gibi temizi saf ve güzeLdir.Felix ve Henriette tanışırLar.Henriette, Felix’e hayat hikayesini anlatır.Henriette, evLidir ve kocası asık suratLı, sert, soğuk bir insandır.Mutsuz bir hayatı vardır.Felix de ona aiLesinin haLLerinden, kederLi çocukLuğundan bahseder.KarşıLıkLı dertLeşmeLer her ikisinie birbirine yakınLaştırır.AraLArında temiz fakat gizLi bir aşk başLar.SürekLi görüşmektedirLer.Bir gün, Felix’in mevki sahibi oLabiLmesi için buradan uzaklaşması gerçeği iLe yüz yüze geLirLer.
Feliz, saraya girer, XVIII. Louis’in dikkatini çekmeyi başarır ve kısa zamanda danıştay başyardımcıLığına kadar yükseLir.Aşkına sadıktır, Henrietteyi asLa unutmaz, sürekLi mektupLaşırLar.İki yıLLık bi ayrıLıktan sonra tekrar görüşürLer.Henriette’nin kocası uzun süren bir hastaLığa yakaLanınca Henriette iLe Feliz arasındaki iLişki daha da derinLeşir.Fakat bir süre sonra feliz, Paris’e dönmek zorunda kaLır.

Felix paristeki hayatı sırsında, elif tabakadan Lady Dudley adından biri iLe tanışır.Onun gösterişinden etkiLenir ve bir süre sonra aşık oLduğunu zanneder.Bu oLayı öğrenen Henriette hastaLanır, sonunda felixi affetsede bu hastaLık oun öLümüne neden oLur.GüzeL, parıLtıLı ingiLiz Lady’den bıkan feLix, Clochegourde’e geri döner.Geldiğinde Henriette can çekişmektedir.Henriette, ona bir mektup bırakmıştır.Mektupta; aşkı,arzuLarı ve ahLaki değerLeri, eş oLma sorumLuLuğu arasında yaşadığı çeLişkiLer, çatışmaLar yazmaktadır.Henriette, sonuna kadar ahLakını muhafaza etmekLe birlikte pek çok kez içinde savaşlar yaşamıştır.Feliz, bir süre sonra kendini toparLamaya çaLışarak Paris’e döner.Orada, kendini edebiyata,biLime,poLitikaya vererek avutmaya çalışır.
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 11:36 pm

Yeşil Yol

STEPHEN KİNG

Acımasız katillerin bulunduğu Could Mountain hapishanesinin E bloğuna hoş geldiniz. Buradaki mahkumalr ‘Yaşlı Sparky’ diye bilinen elektrikli sandaliye için sıralarını beklerlerdi.
Hapishane gardiyanlarından Paul Edgecombe için bütün katiller aynıydı. Ta ki John Coffey adındaki mahkumla tanışıncaya dek. Dev cüsseli, çocuk kalpli bu adam Edgecombe’un hayatını değiştirecekti.
Olay 1932’de,eyalet cezaevinin bulunduğu Could Mountain’da geçiyor.İdam cezasına yargılananlar oraya gönderilirlerdi.Mahkumların Big Sparky,yani Koca Elektrikli diye şakalaştıkları elektrikli sandalye de oradaydı.Elektrik faturası hakkında şaka yapar,Müdür Moores’in karısı Melinda Şükran Günü yemek pişiremeyecek kadar hasta olduğunda gardiyanın yemeğini nasıl pişireceğiyle dalga geçerlerdi.
Ancak o sandalyeye oturması gerekenler için olayın komik bir yanı kalmazdı.
E Blok’a sadece idam edilecekler gönderiliyordu.Buradaki mahkumlar umutsuz bir şekilde kendi sıralarını beklerlerdi.İkiz küçük kızlara tecavuz ederek öldüdürmek suçundan idama mahkum olan John Coffey de buraya gönderiliyor.Zamanla bu adam sahip olduğu garip gücüyle ve sineği bile incitmeyecek kadar kalbiyle dikkatleri çeker.Hayatta kaldığı küçük süre içinde insanlara ve ayrıca tüm canlılara olan sevgisini ıspatlıyor.Nezaretçiler bu adamın bu kadar büyük suç işlediğinden şüphelenmeye başlıyorlar ve yalnışlıkla idam edileceğini artık anlıyorlar.Ama artık suçu kanıtlanmış durumda ve yargı çıkartılıyor.Hapishane gardiyanlarından biri olan Paul Edgecombe olanın gerçeğini öğreniyor.John Coffey’in hiçbir suçunun olmadığından emin oluyor.Ama onun da elinden gelen ve yapacağı hiçbir şey kalmıyor.
Paul,çocukluğunda kiliselerde Tanrı’nın Lütfü öyküllerinden bolca dinlemiş ve hepsine inanmıyordu,ama inandığı insanlar vardı.Cohn,yani o zenci mahkum,Paul’un hastalığını iyileştirince Paul’un iç dünyası alt üst oluyor.Bir iyileştirme mucizesine,Tanrı’nın gerçek bir lütfuna tanık olmuştu.Onun dokunuşunu hissetmişti;tıpkı garip ve harika bir doktorun dokunuşu gibi.John Coffey’in “Yardım ettim,değil mi?”sözleri dile dolanan şarkı ya da büyü yapmakta kullanılan sözler gibi, kafasının içinde dolanıp duruyordu.
Ama onun değil, tanrının yardım ettiğini düşünüyor.
Burada Tanrı’nın kendisinden ne istediğini anlamaya çalışıyor.O kadar
çok istediği neydi ki, iyileştirme gücünü bir çocuk katiline vermişti? Evde bir
köpek kadar hasta,yatakta tiriyor olması yerine koğuşta olmasını mı?
Belki de William Wharton başka bir olay çıkarmak ister diye ya da
Percy **tmore’un yeni bir *****lık yapıp yine zarar vermesini önlemek için evde değil, burada olması gerekiyordu.
Percy’nin nefret ettiği ve öldürmeyi başardığı fareyi de diriltiyor.İçinde morfin bulunan bir sürü hap verip,doktorların ölmeye evine gönderdikleri cezaevi müdürünün karısı Melinda Moores’un hastalığını da iyileştiriyor.
Neyse ki,artık John Coffey’in pamuk çiftliğinin sahibi , Klaus Detterick’in ikiz kızlarının ölümünde hiçbir suçunun olmadığını da bu Tanrı gücü sayesinde öğreniyor. üzüyor. cok üzüyor.
Kitabın sonunda John Coffey’in idam edilmesi Paul’u cok üzüyor.Yine de bu
Tanrı kendi bildiğince,hiç düşünmeden,yalnızca iyilik yapan adamı kurban ettiğini düşünüyor.Ama bunun böyle olması gerektiğini anlıyor ve herkesin ölüm borcunun olduğunu kabul ediyor.


KİTABIN ANA FİKRİ:Kitapta Tanrı iradesinden bahsedilmekte.İnsanların yaptıkları,düşündükleri ve hatta düşdükleri durumlar,onlarla ilgili.İnsan olayların nedenini sormak,Tanrı’nın iradesini ve O’nun bu iradeyi gerçekleştirmek için yaptıklarını düşünmek zorundadır.Sonuç olarak ölüm de Tanrı iradesinden doğan bir borçtur.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Cezaevindeki mahkumlara “yürüyen ölü “ denirdi.Onlardan biri olan ve kitabın kilit ismi John Coffey.E Blokta kalanların çoğu gibi o da zenci ve tam iki metre üç santim boyunda.Çok iri ve basketbolcuya benzeyen birisi.Ama o basketbolcular gibi ince uzun değil;omuzları ve göğsü geniş,her tarafı kaslı.Ona çoğu şaka olarak “Zalim “ derlerdi,ama mecbur kalmadıkça bir sineği bile incitmezdi.
Gerçekten zalim ve üstelik bir de ***** olan Percy **tmore(ceza evi nezaretçisi).Onun ceza evinde hiç yeri yoktu.Burada kötü bir karakter hem gereksizdi.Burada valinin eşinin akrabası olduğundan kalmıştı.
Delacroix(mahkum):Ufak tefek,saçları seyrelmişbir adam.Yüzünde sanki zimmetine para geçirmiş de her an keşfedilme kaygısıyla yaşıyormuş gibi hep endişelibir ifade vardı.Evcil faresi de hep etrafında dolaşırdı.
Beverly McCall:Maça ası gibi kara ve hiçbir zaman işlemeye cesaret edemediğiniz günahlar kadar güzel birisi.Kocasının dayağına tam altı yıl katlanmış,ama çapkınlığını tek bir gün bile çekememişti.
Brutus Ho**l(nezaretçi):Bir doksandan uzun,enine boyuna,üniversitede çakıp atılmadan önce üniversiteler liginde futbol oynamış birisi.
Klaus-Detterick:Pamuk çiftliğinin sahibi.Temiz ve ferah çftlik evi ve pamuğa ek olarak inekleri ve tavukları da vardı.Eşiyle birlikte üç çocuk sahipleriydi.
Paul Edgecombe:Roman kahramanıdır.Hapishane gardiyanlarının pozitif isimlerinden en önemlisi.Hapishanede Cohn Coffey’in gelişiyle başlayan olaylara doğrudan ilgili ve belki de her şeyi anlayan ve sırları öğrenen tek adamdır.Adil,dürüst ve çocuk kalpli bir adam
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 11:38 pm

Budala

Dostoyevski
1.KİTABIN KONUSU :
Romanın kahramanı Prens Mışkin, saralıdır. Tedavi gördüğü İsviçre'den döndüğünde elindeki giysi çıkınından başka hiçbir şeyi yoktur. Yaşamı kendi iç dünyasını seyre dalmakla geçmektedir. İnsanlarla her türlü alışverişten arınmıştır. Budalalık derecesinde iyi olan Prens Mışkin, tam bir ermiş kişidir, sevmekten başka bir şey gelmez elinden. Müthiş bir zeka sahibidir. Çevresindekiler, onu her zaman yadırgarlar, ama onsuz da edemezler. Kendisi de saralı olan Dostoyevski, romanının kahramanına kendi kişiliğinden pek çok şey koymuştur. Prens Mışkin'in anıları, aslında Dostoyevski'nin anılarıdır. Prens Mıskin'in romanının bir yerinde anlattığı, siyasal görüşlerinden dolayı kurşuna dizilme cezası alan bir adamın öyküsü, aslında Dostoyevski'nin başından geçmiş bir olaydır. Bir tutku romanı olan Budala, Dostoyevski'nin yazdığı ilk büyük aşk romanıdır.

2.KİTABIN ÖZETİ :
Hasta prens Mişkin Rusya’dan İsviçre’ye Şnayder adlı bir doktorun kliniğine yollanır. Prens çok acı çeken bir insandır ve ara sıra hastalığıyla ilgili nöbetler geçirmektedir. Nöbet geçirdikten sonra budalalaşır ve afallar. Çocukları çok seven prens köydeki çocukların kalbini kazanmasıyla iyileşme sürecini de ivmelendirir.
Köydeki yoksul bir kızla ilgilenmesinden dolayı da çevresi tarafından ayıplanmaktadır. Nedeni ise kızın annesinin ölümünden sonra lanetlenmiş olmasıdır. İsviçrede üç sene kalan prens bir çok acılarla Rusya’ya döner ve soyunun son bireyiyle tanışmak için atılımlarda bulunur. Onunla tanışması aynı evde yaşayan Ganya ile tanışmasına da vesile olur. Ganya prense Nastasya’nın portresini gösterir ve prens artık Nastasya’ya çoktan vurulmuştur. Onu her ne pahasına olursa olsun aramaya başlar ve sonunda da bulur ve evlenme teklif eder. Buhranlı bir dönemde olan Nastasya bu teklifi kabul eder gibi yapıp reddeder ve Rogo Jin adındaki biriyle evlenmeye karar verir. Bu evlilikten sonra tekrar Mişkin’e kaçan Nastasya daha fazla dayanamayarak tekrar geri döner.
Hala Moskova’da bulunan Mişkin Nastasya’yı aramak için Petersburg’a gelir. Prens Mişkin Nastasya’yı aradığını bir sır gibi saklamaktadır. Bu günlerde Prens Mişkin bazı özel günlerde evinde partiler verir ve bu partilere de kitabındaki bütün kahramanları çağırır. Bu kişilerden Aglea adındaki kadın ise Prensi ****ler gibi sevmektedir ve ona “Yoksul Şövalye” gibi imalarda bulunmaktadır. Bunları ise mektuplarında sık sık dile getirmektedir. Sonunda aglea ile Prens Mişkin nişanlanmaya karar verirler. Böylece Prens ikinci kez Ganya’nın sevdiği kadını elinden alır. Ancak bu nişandan da vazgeçen Mişkin Nastasya ile evlenmeye karar verir. Ancak aynı zamanda Aglea’yı çok sevdiğini de bilmektedir. Nastasya ile evlenecekleri sırada Rogo Jin gelir ve Nastasya’yı sessizce alır gider. Mişkin bunu sakince karşılar ve birşey diyemez. Rogo Jin Nastasya’yı Petersburg’ta öldürür ve bunu da Prens gelince öğrenir ve tekrar krize girerek budalalaşır. En sonunda Şnayder’in kliniğine gönderilir. Aglea ise Polonyalı bir Coutla evlenir. Rogo Jin ise 15 yıllığına İsviçre’ye sürülmüştür.

3.KİTABIN ANA FİKRİ :
Kitapta vurgulanmak istenen nokta; insanlar için sevginin çok önemli bir kavram olduğu ve onsuz yaşanamayacağının kesin olduğudur. İnsanlar için sevdikleri o kadar değerlidir ki o varlıkları kaybetmeye tahammül edemezler tıpkı Prens Mişkin gibi.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Kitapta genel olarak on üç karakterden bahsedilmektedir. Bunlardan en önemlileri şunlardır:
1. PRENS MİŞKİN : Kendi iç dünyasında yaşayan, herkese güler yüzle davranan, budalalık derecesinde iyi ve insanları sevmekten başka birşey yapamayan bir prenstir.
2. ŞNAYDER : Prens Mişkin’in hastalığından dolayı yardım istediği, kendini ispat etmiş ve prensi kurtarmak için tüm gücünü kullanan iyi bir doktordur.
3. AGLEA : Prensi ****ler gibi seven ve onu kaybetmemek için herşeyi göze alabilen, güzel ahlaklı ve gayet alımlı bir bayandır.

5. KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Anlatım yönünden üst düzeyde olan kitapta; çok uzun cümleler kullanılarak okuyucunun cümlede anlatılmak istenen manadan uzaklaşmasına sebebiyet verilmştir. Yine de bu uzun cümlelere rağmen roman akıcı ve sürükleyici olmasıyla okuyucuyu kendine bağlamaktadır.

6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
Rus edebiyatının en büyüklerinden olan Dostovyevski, 1821 Moskova doğumludur. Orta sınıf bir aileden gelen yazarın babası, yoksullar hastanesinde cerrahtı. Dostovyevski ilk eğitimini ailesinden aldı. Romanlarının tümünde, ailesinin çektiği sıkıntıların ve tanık oldukları yoksulluğun etkisi görülebilir. Çok çalkantılı geçmiştir Dostovyevski’nin hayatı. 17 yaşında askeri akademiye girmiş ama oradaki katı disipline uyamayıp ayrılmış, Norodniklerin siyasi görüşlerini benimsemiş, 1849’da idama mahkum edilmiş ve tam idam sehpasında öğrenmiştir cezasının sürgüne çevrildiğini. **ümün kıyısından dönen ve Sibirya’daki sürgün yaşantısında zor günler geçiren Dostovyevski’nin siyasi görüşlerinin temelden farklılaştığını söyleyebiliriz. Kişiliğini derinden etkileyen epilepsi nöbetlerinin sıklaşması da bu tarihte başlar. Artık mistik bir dünya görüşü egemendir Dostovyevski’nin metinlerinde.
Bu günlerde Orhan Pamuk’un editörlüğünde başlayan Dostovyevski dizisinin ilk kitabı olarak yayınlanan “Ecinniler”, Dostovyevski’nin Norodnik ve ateist geçmişine dair bir özeleştiridir. Sürgün dönüşü; aşkları, evlilikleri, Avrupa seyahatleri, kumar tutkusu ve geçim sıkıntıları, Turgenyef’le olan çekişmelerleriyle geçirdi ömrünü bu büyük yazar. Çoğu kitabını yayıncılardan aldığı “kaporalar” nedeniyle çok kısa sürelerde tamamladı ve bugün dünyanın en çok satan yazarları arasında olan Dostovyevski, 1881 yılında geçim sıkıntıları içinde hayata veda etti.
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 11:40 pm

Kırmızı ve Siyah

Kitabı adı Kırmızı ve Siyah, yazarı Stendhal.
Olay Fransa'da geçer. Julien Sorel adlı roman kahramanı fakir durumunda olan bir çiftçinin oğludur. Kitap okumayı çok sevdiği gibi, İncil'i Latincesinde ezbere okumayı da bilir. Kendi sınıfından hoşlanmaz, bir savaş çıkması ve kendisininde kahramanlık göstermesi sevdası içindedir. Bir gün Belediye reisinin evine çocuklarına İncil eğitimi vermek için gider ve oraya yerleşir. Belediye resinin karısı oldukça güzel, samimi ve sevgi nedir bilmeden evlenmiş bir kadındır. Julien Sorel'den 10 yaş büyük bir kadındır. Sorel sırf kompleksini yenmek, bende üst sınıftan biri tarafından sevilebilirim niyetiyle bu kadını kendine aşık eder. Sonunda kendisi de kadına aşık olur. Ancak olay halkın diline düşer ve Sorel oradan kaçıp papaz okuluna gider. Burada çeşitli entrikalar ve çekememezliklerle karşılaşır. Bu kitabın ilk bölümü, kitabın ikinci bölümünde Sorel Paris'te zengin bir adamın yanına sekreter olarak çalışmaya girer. Bu adam kendisine çok iyiliklerde bulunur, adamın güzeller güzeli kızı Mathilde kendisine ilgi göstermeyen Sorel'e tutulur. Sorel önce fakirlik gururu ve oranın uşağından farksız kendini görmediği için bunu bir oyun sanır. Sonra oyun olmadığını anlar ve gizli bir aşk hikayesi başlar. Ancak Mathilde oldukça soylu bir kızdır ve Sorel'i kendine yakıştırmaz. kendisiyle görüşmeme kararı alır, daha sonra buna dayanamaz tekrar görüşürler. Sonra kız gene yamuk yapar ve Sorel'den uzaklaşır. Sorel, Rus olan subay bir gençten bir kadının gönlünü fethetme yolunu öğrenir, dener ve başarılı olur. Mathilde Sorel'e yeniden aşık olur ve kendisine hamile olduğunu da bildirir. Mathilde'nin babası zor ikna olur bu duruma, Sorel'in hakkında bir araştırma yapar ve Belediye Reisinin karısından aldığı mektupda çılgına döner. Çünkü kitabın birinci bölümündeki aşk hikayesinin kadını, Sorel şehirden ayrıldıktan sonra kendini dine vermiştir, bir papaz ona Sorelle ilgili bir mektup yazdırır. Sorel'in zengin ailelerin kız yada kadınlarını baştan çıkararak kendine toplumda bir yer edindiğini Mathilde'nin babasına yazar. Bu durumda elinden kaçırmış olduğu hayallerine çok kızan Sorel Belediye Reisinin karısını tabancasıyla vurur. Ancak kadın ölmez, yaralanır. Romanın bundan sonrası oldukça ilginç ama yazmıyayım yoksa okunmaz. Son beklediğimiz bir son değil, duygular karmakarışık, esrarengiz bir hava katmaya çalıştım. Benden bu kadar. Zevkle okunulacak ve karakterin düşüncelerine, tarzına, davranışlarına hayretle bakacaksınız, bakmasanız bile çaktırmayın, güzel bir romandır
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 11:45 pm

Hayvan Çiftliği

Kitabın adı: Hayvan Çiftliği
Kitabın yazarı: GEORGE ORWELL

1. KİTABIN KONUSU :

Bir çiftlikte yaşayan hayvanların bir gün bir domuz tarafından kışkırtılmasıyla beraber yaşamları pahasına ortaya koydukları özgürlük mücedelesi ve bu hakka sahip olduktan sonra da aralarında ne gibi entriakların döndüğü anlatılmaktadır.

2. KİTABIN ÖZETİ :

Olaylar İngiltere’de bir çiftlikte cereyan eder. Hayvanlar, çiftlik sahibi zalim Bay Jones’un boyunduruğu altında köle gibi yaşamaktadırlar. Yaşlı domuz Koca Reis, buna karşı çıkmak için bir devrim planlar ve hayvanları gizli bir toplantıya çağırır. Toplantıda tüm hayvanlara artık köle gibi yaşamalarının sonunun gelmesi gerektiğinden ve gördüğü bir rüyadan bahseder. Üç gün sonra da öldürülür. Kendisinden geriye konuşma esnasında söylediği İngiltere Hayvanları adlı şiiri kalmıştır. Fakat konuşması da çoktan diğer hayvanlarda ufuklar açmaya başlamıştır.
Sahipleri Bay Jones’un yem saatlerini unttuğu bir günde önceden planlanmış olmamasına karşın aniden ,syaan patlak verir ve bu devrim umduklarından da kısa bir süre iççerisinde tamamlanır. Çiftliğin sahibi Bay Jones çiftlikten uzaklaaştırılır. Artık en zeki olarak tanımlanan domuzlar diğerlerine önderlik yapmaya başlarlar. İlk iş çiftliğin adını değiştirmektir. İsim kolayca bulunur. Bu sahibi sadecde kendileri olan çifttliğin adı bundan sonra “HAYVAN ÇİFTLİĞİ” dir.
Süreç içerisinde iki domuz öne çıkar: Nopolyon ve Snowball. Napolyon iri yarı, iyi konuşamayan ancak otorite sahibi; Snowball ise etkili konuşan, parlak zekaya sahip biridir. İkisi birlikte koca Reis’in fikirlerinden yola çıkarak “animalizm” adında bir öğreti ortaya koyarlar. Ardından da kamçıları, gemleri, burun halkalarını, zincirleri yok ederler ve aynı gün “yedi Emir”i yazıp ahırın kapısına asarlar. Yedi Emir şöyledir:
Bütün bu kuralar tüm hayvanlar tarafından benimsenmiş ve beklenen devrim gerçekleşmiştir. Ancak zamanla Napoleon ve Snowball birbirini çekememeye başlayıp, ikisi de yeni düzenin tek adamı olmak istememektedir. Snowball çiftlikte elektrik üretimi için bir yeldeğirmeni yapılması gerektiğini söylediğinde Napolyon’un köpekleri tarafından çiftlikten sürülür.Ama buna rağmen yeldeğirmeni çalışmalarına başlanır. Burada Napeleon başta savunmadığı bu düşünceyi sonraları ne yapıp edip kendisinin de bunu savunduğu ancak Snowball’u çiftlikten göndermek için böyle söylediğine inandırır. Devrimin amaçlarından da hızla uzaklaşılmaktadır; başlarda vaadedilen çalışma saatlerinin azalacağı yiyeceklerin artacağı yönündeki sözler gitmiş aksine çalışma saatleri artmış, verilen yiyecekler azalmıştır. Bu arada domuzlar da hızla şişmanlamaktadırlar. Hatta yatakta yatmakta, içki içmektedirler. Hayvanların eşitliği ilkesine uymauyan bu davranışlar zamanla duvardan değiştirilerek domuzlar tarafından kendilerine uygun hale getirilir. Örneğin domuzların yatakta yatmaları ve içki içmeleri konusunda "Hiç bir hayvan yatakta yatmayacaktır" ilkesini hatırlayıp hayrete kapılıyorlar. Hep beraber duvarın yanına gidiyorlar, ancak duvarda: "Hiç bir hayvan çarşaflı yatakta yatmayacaktır" yazısını görüyorlar, hepsi, bu ilkeyi yanlış hatırladıklarını düşünüyor, bu ilkenin sonradan değiştirilmiş olduğunu anlayamıyorlar bile. Tüm hayvanların eşitliği ilkesi Koca Reisle birlikte toprağa gömülmüştür kısacası.
Kış aylarında çiflikte kıtlık başgösteriyor. Buğday azalıyor, patatesler soğuktan donuyor ve yenile-meycek hale geliyor. Açlıktan dolayı ölümler baş-gösteriyor. Büyük domuz, bu haberlerin çiftlik dışında yayılmasını önlemek için önlemler alıyor, çifliğe gelen ziyaretçilere, erzak depolarının dolu olduğunu söylüyor ve onlara, üzerini buğday ve yiyecekle örttürdüğü kum yığınlarını erzak diye gösteriyor...
Büyük domuz, aldığı bir kararla, tavukların yumurtalarının çiftlik dışında satılacağını, tavukların kuluçkaya yatmalarını yasakladığını ilan ediyor, buna karşı çıkan tavukları, yetiştirdiği köpeklere öldürtüyor... Bunun üzerine hayvanlar; "hiçbir hayvan diğer bir hayvanı öldürmeyecektir" ilkesini hatırlıyorlar. Hemen bu ilkelerin yazılı bulunduğu duvarın yanına gidiyorlar. Ancak duvarda: "Hiç bir hayvan diğer bir hayvanı bir sebep olmadan öldürmeyecektir" yazıldığını görüyorlar, bu ilkeyi de yanlış ezberlemiş olduklarını düşünüyorlar!.
Büyük domuz, çiftlik içerisindeki hayvanlar arasında: "liderimiz" ,"Hayvanlar babası" , "Koyunlar hâmisi" , "Yavru hayvanların dostu" gibi üstün sıfatlarla anılıyor ve her türlü güzellikler ona atfedilmeye başlanıyor; mesala: genellikle tavuklar, "liderimiz sayesinde altı günde beş yumurta yumurtladım" , havuzdan su içen inekler: "liderimiz sayesinde bu suyun tadı ne kadar güzelmiş" diyorlar...
Birgün çiftliğe dışarıdan saldırılar oluyor... Yabancı hayvanlar çiftliğe giriyor, iki sene gibi uzun bir zaman içerisinde bütün hayvanların büyük gayretleri sonucu yaptıkları ve büyük domuzun adının verildiği Yel Değirmenini yıkıp harap ediyorlar..çiftlikteki bütün hayvanlar yaralanıyor, bazıları ölüyor... Bir müddet sonra bir tüfek sesi duyuluyor. Ağır yaralı bir hayvan yanındaki bir domuza: "Neden tüfek atılıyor" diye soruyor. Domuz: "Zaferimizi kutlamak için"cevabını veriyor. Yaralı hayvan; "Hangi zafer" diye hayret ediyor. Domuz; "Ne demek hangi zafer, düşmanı topraklarımızdan kovmadık mı" diyor. "Ama iki yıl uğraştığımız değirmeni yok ettiler" karşılığını veriyor...Domuz: "Ne önemi var, bir değirmen daha yaparız, istersek daha fazla yaparız, yapmış
olduğumuz muazzam işleri takdir etmiyorsun, şimdi şu bastığın topraklar düşman işgalindeydi, ama liderimiz sayesinde her karışını geri aldık" diyor...Biraz sonra Büyük Domuz, kendisine taktığı
bir kaç madalya ve nişanla çıkıp bütün hayvanları, elde ettikleri zaferden dolayı kutluyor, tebrik ediyor...Hayvanların hepsi büyük zafer kazandıklarına böylece inanmış oluyorlar...
Bir gece çiftlikte bir gürültü oluyor, hayvanlar ahırdan fırlayıp koşuyorlar... çiftlik ilkelerinin yazılı olduğu duvarın dibinde kırılıp parçalanmış bir merdiven görüyorlar, domuzlardan birinin orada sersem sersem dolaştığını, yanında bir fener, bir boya kutusu ve bir de fırça olduğunu farkediyorlar. Hayvanlar duvara baktıklarında, duvardaki ilkelerden birinin daha kendi ezberledikleri gibi olmadığını farkediyorlar!?..
Büyük Domuz, aldığı son kararla; arpaların bundan sonra sadece domuzlara
tahsis edileceğini ve gazdan tasarruf etmek için ahırlardaki fenerlerin kaldırılacağını, hiç bir domuzun çiflikteki işlerle uğraşmayıp, sadece yönetimle ilgileneceğini, domuzlardan başka, hiç
bir hayvanın yönetim işlerine karışamayacağını, domuzların dışındaki bütün hayvanların Ağustos ayında pazar günleri dahi çalışacağını, çalışmayanın yiyeceğinin yarıya ineceğini ilan ediyor.
Hayvanlar, "Bütün hayvanlar eşittir" ilkesini hatırlayıp, "bu nasıl eşitlik" diye kendi kendilerine söylenmeye başlıyorlar. Hemen, ilkelerin yazılı olduğu duvarın yanına gidiyorlar, duvardaki yazıların değiştirilmiş olduğunu, ilk defa, fark ediyorlar, duvardaki bütün yazılar silinmiş, sadece şöyle yazıyor:
"Bütün hayvanlar eşittir FAKAT Bazı hayvanlar ötekilerden daha fazla eşittir.”

3. KİTABIN ANA FİKRİ :
Aklını kullanmayan hiçbir varlık için özgürlüğün değeri yoktur.

4. KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ :

Bay Jones (insan): Çiftliğin sahibi olan bay Jones hakkında hayvanlar arasında bir insan ve aynı zamanda hayvan çiftliğinin eski sahibi olması nedeniyle de pek sevilmeyen birisidir. Hayvanlar onun kendilerini sömürdüğünü düşünmektedirler.

Koca Major (domuz): Saygın ve sözü dinlenen bir hayvandır. Romanın başında yaptığı konuşmasıyla hayvanların ayaklanmasını sağlamıştır. İyi niyetli bir kişiliğe sahiptir. Şişman ve yaşlıdır çok az ömrü kaldığını söyler.

Napeleon (domuz): Koca Major Öldükten sonra bayrağı onun elinden almış Snowball’I da saf dışı etmeyi başarmıştır. Hain ve sinsidir. Diğer hayvanları kandırmayı çok iyi başarır. Kendisini düşünür ve her zaman iktidar için her türlü kötülüğü yapmaya hazırdır. Başka varlıkşların zaaflarından yararlanmayı da çok iyi bilir. Günümüzün, kendisi iyiliği için her türlü kötülüğü yapmaya hazır insanını sembolize eder.

Snowball(domuz): Başlarda Napoleon’un sıkı dostu olan bu domuz şsonraşarı Napeleon’un düşüncelerine ters düşer; çünkü onun kişiliğinde olumlu düşünmek ve sadece kendisini değil yanında sorumlu olduğu tüm varlıkları da düşünür. İyi olan bir düşünceyi asla saklamaz ve iyi niyetlidir. Romanda sonraları çiftlikten kovulur ve çiftlikte bundan sonra gelişen her tüürlü kötü olayda Naapeleon tarafından onun bir parmağı olduğu dedikodusu yayılır.

Boxer(araba beygiri): Çalışkan ve itaatkar bir hayvan olup hep çalışmayı seven ve başka hayvanlarında çalışması için kna etme yoluna gideer. Onun için iyiliğinde kötülüğün de kaynağı çalışmaktır. Nitekim iyi niyetlidir ve bu onun sonunun bir kasapta bitmesine neden olur.

Benjamin(Eşek): Asık suratlı ve yaşlı olan bu eşek her şeye olumsuz bir gözle bakar onun için iyi veya kötü diye bir şey yoktur. Her zaman her şey olumsuz ve yararsızdır.

Kitapta bu kahramanların dışında Napeleon’un özzel olarak yetiştirdiği ve sonradan özel güç olarak kullandığı 9 tane köpek bunların yanında Jessie ve Pincer adında iki tane daha bu 9 köpeğin ailesi, sonraları bay Jones ile kaçacak olan Moses –ki bu karga diğer hayvanlar tarafından dedikoducu olduğu için hiç sevilmemektedir- vardır
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
OzKaN
Moderatör
Moderatör
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 3191
Yaş : 23
Aktiflik Puanı : 4625
Pep : 29
Kayıt tarihi : 2009-01-01
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 11:51 pm

berkayy bunları ayrı ayrı konular içinde açsan daha iyi olur =)

paylaşımların için teşekkrler

_________________
Back to top Go down
Carpdi
Süper Üye
Süper Üye
avatar

Male
Mesaj Sayısı : 2071
Yaş : 25
Nerden / Where Are You? : Ordan
Aktiflik Puanı : 2121
Pep : 18
Kayıt tarihi : 2009-01-07
Represent Country / Temsil Ettiğin Ülke :

PostSubject: Re: Bazı Kitap Özetleri   Mon Aug 24, 2009 11:53 pm

Toplu Daha İyi yaaa... Bazı Kitapların Yazıyo Sayısı Belli Değil Onun İçin... Wink Very Happy
Back to top Go down
http://eurostar.eniyiforum.net/
 
Bazı Kitap Özetleri
View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
Eurostar Song Contest :: Diğerleri :: Culture & Art / Kültür & Sanat :: Kitaplar-
Jump to: